12 Mart Muhtırası, Türkiye’nin demokrasi tarihine "emir-komuta zinciri" içerisinde gerçekleşen bir askeri müdahale olarak geçmiştir. 1971 yılının 12 Mart günü, Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanının imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a sunulan bu bildiri, mevcut hükümeti doğrudan hedef almıştır. Bu müdahale, 1960 darbesinden farklı olarak ordunun yönetime tamamen el koyması yerine, sivil yönetimi tehdit yoluyla istifaya zorlamasıyla bilinir.
Muhtıranın gerekçesi, ülkenin içinde bulunduğu siyasi istikrarsızlık, artan toplumsal olaylar ve güvenlik sorunları olarak gösterilmiştir. Ordu, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel liderliğindeki hükümeti, anarşi ve terörü durduramamakla suçlamış; ülkenin "partizanlık ve kavgaya" sürüklendiğini savunmuştur. Bu baskı karşısında direnemeyen Demirel hükümeti aynı gün istifa etmek zorunda kalmıştır.
Hükümetin düşürülmesinin ardından ordu, partiler üstü bir "teknokratlar hükümeti" kurulmasını istemiştir. Bu amaçla CHP’den istifa eden Nihat Erim, tarafsız bir başbakan olarak göreve getirilmiş ve yeni kabineyi kurmuştur. Ancak bu dönem, siyasi arenada "ara rejim" olarak adlandırılmış ve demokratik işleyiş askeri denetimin gölgesinde kalmıştır.
Müdahalenin en kalıcı ve tartışılan etkilerinden biri ise hukuk alanında yaşanmıştır. Askeri kanat, 1961 Anayasası’nın Türkiye için "lüks" olduğunu ve devletin otoritesini zayıflattığını savunarak anayasada köklü değişikliklere gidilmesini sağlamıştır. Özellikle temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan bu düzenlemeler, üniversitelerin özerkliğini azaltmış ve devletin güvenlik mekanizmalarını güçlendirmiştir.
Özetle 12 Mart, Türkiye'de sivil siyasetin ordu müdahalesiyle kesintiye uğradığı, özgürlüklerin daraltıldığı ve siyasi dengelerin tepeden tırnağa değiştiği kritik bir dönüm noktasıdır.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!